Dünyanın Yerlisi
 

Uyuni – Daha Güzeli Var Mı?

Uyuni’ye yapacağım ziyaret diğerlerinkinden biraz daha farklıydı. Şu ana kadar hep tek başına gezdiğim bu seyahatimde ilk defa bir tura katılacaktım. Uyuni’nin ulusal park bölgesine gidebilmenin tek yolu turdan geçiyordu (kendi başına gitmek özel izin gerektiren zor bir süreç diye biliyorum).

San Pedro’dan araca binip Bolivya sınırına geldik. Şili’deki sıkı kontrollerin ardından Bolivya’da çantalarımızı bile aramamalarıyla tekrardan Güney Amerika’nın rahat ruhunu hissettik.

Uyuni’de toplamda üç gün geçirdim. Yazılarımın bir çoğunda yaşadığım hikayeler, tanıdığım insanlardan bahsediyorum, çünkü seyahatlerimin özü buna dayanıyor.

Açıkçası bu sebeple de turları sevmiyorum, bana daha nesnel, daha soğuk ve samimiyetten uzak geliyor. Hızlı hızlı bir yerleri görüp geçmek tam benlik değil.

Bu sebeple bu turdan da biraz korkuyordum. Uyuni gibi güzel bir tecrübenin kötü ve samimiyetsiz bir turla bozulmasını istemiyorum.

Ne mutlu ki öyle olmadı. 6 kişilik turumuzun sonunda 6 yakın arkadaş gibi, hem harika yerleri görmüş, hem de harika şeyler paylaşmış olarak ayrıldık.

Bir Brezilyalı çift, ün Katalan çocuk ve bir ben’in olduğu turda Bolivya’ya geçtikten sonra ilk günü Uyuni’nin bir kaç ünlü gölüne giderek geçirdik. Kilometrelerce çölde bir insan bile görmeden saatlerce gittiğimiz oldu. Bolivyalı şoförümüz Juan 60 yaşlarında, belli ki bu işi uzun süredir yapan biriydi. Bize arada hem gördüğümüz yerlerin, hem de kendi hikayelerini İspanyolca anlatıyordu.

İlk günü birbirinden güzel gölleri görerek geçirdikten sonra Uyuni çölünün ortasındaki bir kasabanın hostelinde kaldık. Deniz seviyesinden yaklaşık 5000 metre yükseklikteki bu yer gece oldukça soğuktu. Sohbet etmek dışında yapacak çok bir şeyin olmadığı bu yerde oturup, akşam yemeğimizi ve kahvemizi içerken, sohbetin büyük çoğunluğunu İspanyolca (evet, benim için hem çok zor, hem de inanılmaz iyi bir pratik fırsatı oluyordu). Siyasetten, hayattan, aşktan ve tabii ki seyahatten bahsettiğimiz bu gecenin sonunda, saat 22:00 gibi yataklarımıza geçtik. 4 kat battaniyeye rağmen üstümde hırkam ve paltomla yatıyordum (ve diğer herkes de aynısını yapıyordu).

İkinci gün 08:00 gibi başlayıp, bu sefer daha çok tepelere tırmandığımız ve çölleri gördüğümüz bir gün oldu. Ben de yüksekten korkan biri olarak sık sık konfor alanımın dışına çıkıp kendimi zorladım (tabii ki kendimi tehlikeye atmayacak şekilde). Bu günün akşamında da Uyuni’ye yakın bir kasabada kaldık. Bir sonraki gün 05:00’de kalkıp Uyuni Tuz Tarlalarını görmek için yola çıkmamıza rağmen, bizim ve başka bir kaç grup ile birlikte yemek salonunda oturup, uzun uzun sohbet ettik. Sohbet esnasında gelen şarap ise akşamımızı daha da şenlendirdi.

2 gün sonunda sıcak suyla duş almanın keyfini yaşadıktan sonra bir sonraki gün için uyudum. Her ne kadar elimden geldiğince erken yatsam da, 05:00’de kalkmak oldukça acılı oldu tabii.

Ama bugün bu turun en heyecanlı gün olacaktı. Ünlü tuz tarlalarını görecektik.

Ve gördük de. Zifiri karanlıkta çıktığımız yolda görmediğimiz beyazlıklar güneş doğdukça açılıyordu. Kendimizi koskoca, bembeyaz bir yerin ortasında bulmuştuk. 15 km2’ye yayılan bu tuz tarlalarının ortasında, bir hiçlikte yolculuk eder gibi hissediyordum. Güneş iyice ortalığı aydınlatmaya başlayınca güzel bir yerde durup, buz gibi soğukta bu harika manzaranın tadını çıkarttık (aynı zamanda bu güzel anı kaydetmek için onlarca da resim çektik elbet). Resimlerimi çektikten sonra, olduğum yere oturdum ve ufuğa baktığımda sanki hiç bitmeyecekmiş bu beyazlığın tadını çıkartmaya koyuldum.

Sonrasında etrafıma bakıp diğerlerini izledim. 20 yaşlarında Brezilyalı çift Eloise ve Tharik, birlikte olabildiğince resim çektirip, bol bol öpüşüp, döndüklerinde arkadaşlarına gösterecek güzel ve yaratıcı pozlar yaratıyorlardı. 17 yaşından beri, 5 senedir birlikte olan bu çiftin belki evlenmeden önce son seyahatiydi.

Katalan gençler arada bir tek başlarına manzaranın tadını çıkartıp, arada bir de bir araya gelip komik resimler çekiyorlardı. Ne zaman biteceğini bilmedikleri seyahatlerinin bir parçası olan Uyuni’de, onlar da para verdikleri bu turdan maksimum verimi almak istiyorlardı belli ki.

Tuz tarlalarının belli başlı yerlerinde durup, fotoğraflar çekip, manzaranın tadını çıkarttıktan sonra, Uyuni köyüne doğru yola çıkmaya başladık. Uyuni’ye geldiğimizde bir tren mezarlığını gezip, öğle yemeğimizi yeyip tur firmamızın ofisinde yolculuğu bitirdik.

3 gündür internete girmediğim için bağlandıktan sonra telefonumun ufak bir fesat yaşamasından sonra, mesajlarıma dönüş yapabildim.

Katalan çocuklar Bolivya’nın ufak bir şehrine giderken, Brezilya’lı çift La Paz’a gidiyordu buradan. Ben de akşam Sucre’ye gitmek üzere biletimi aldıktan sonra, medeniyete dönüşümü gün boyunca mesajlarıma cevap vererek, elektronik cihazlarımı şarj ederek ve kasaba gezip Uyuni’nin lokal lezzetlerini deneyerek kutladım.

Ve bir sonraki durağım, Sucre’ye doğru hafifçe yol almaya başladım.

Tabii ki hayatımda görmediğim kadar güzel bir şeyi bana gösteren Uyuni’ye teşekkür ettikten sonra.

Yorum yok

YORUM BIRAKIN