Dünyanın Yerlisi
 

Valparaiso & Vina Del Mar – 40 Yıldır Tanıyormuş Gibi…

Bu başlıkta yazan iki yer iki farklı şehir, fakat birbirlerine 20 dakika uzaklıkta oldukları için, ikisini de aynı günde gördüğüm için ve Vina Del Mar’da kalıp, Valparaiso’yu gezdiğim için ikisini de aynı post’ta yazacağım.

Düz bir şehir olan Santiago’dan sonra bir çok insanın övgüyle bahsettiği Valparaiso’ya çıkmak için sabah otobüse binip, 1 saatlik bir yolculuktan sonra durağıma vardım. Daha doğrusu, beni misafir edecek olan Francisco Vina Del Mar’da yaşadığı için, önce oraya gittim. Francisco sağ olsun beni duraktan aldı ve eve götürdü. Bahçesi ve bembeyaz duvarları olan harika bir evde ailesiyle yaşayan Francisco ile evde öğle yemeği yedikten ve İngilizce derslerimi internet üzerinden öğrencilerimle yaptıktan sonra Valparaiso’ya doğru yola çıktık.

Trenle gittiğimiz bu güzel şehirde Francisco bana Valparaiso’nun rengarenk sokaklarını, ustalıkla graffiti ile süslenmiş duvarlarını gösterip, bol bol tepesi olan Valparaiso’da harika bir yürüyüş turu yaptırdı. Özellikle turistik bölgesinde her adımda karşılaşabileceğiniz graffitilerin bir çoğu gerçekten ustaca yapılmıştı. Yaklaşık 1 saat boyunca dar sokakların arasından yürüdükten sonra tekrar Valparaiso’nun şehir merkezine gelip, teleferik ile bir tepeye çıktık. Tepeden limana baktığımda, limanın yapısı, martıların sesi ve şehrin şekli bana bir an İstanbul’u hatırlattı. Bir kaç dakika İstanbul’la özlemimi giderdikten sonra yürüyüşümüze gün batımında devam ettik.

Akşam eve geçip, arabayı alıp, süpermarketten bir çok abur cubur ve içecekler aldık. Babası sanatçı olan Francisco’nun babasının atölyesinde, bir arkadaşının da katılımıyla oturup, sohbet edip, bir şeyler içtik. Sohbet esnasında babasının harika çizimleri, heykelleri ve zanaatlarına hayranlıkla bakmaktan kendimi alıkoyamıyordum.

Bu sohbette beni en çok etkileyen kısım, Francisco ile tanışalı 12 saati bile geçmezken, bu sohbet ortamında sanki Francisco ile yıllardır arkadaşmışız da, bir süredir görüşmedikten sonra tekrar bir araya gelmişiz gibi hissettim. Seyahatlerimde bir çok kere yaşadığım bu his tarif edilmesi çok zor bir his olsa bile, sanırım algılarımızı açtığımızda kendimizi tahmin edemeyeceğimiz kadar çok güzelliğe açmamızın bir sonucu sanırım.

Harika bir sohbet ve keyifli bir akşamdan sonra, Francisco yatmadan beni mutfağa götürdü ve aldığı pizzayı fırında ısıtmaya başladı. Yatmadan önceki son günahımızı da işledikten sonra, Francisco’nun bana tahsis ettiği odama gidip, bir sonraki güne ve bir sonraki şehrime hazırlanmak üzere uyudum.

Bir sonraki durağım Mendoza, Arjantin olacaktı. Evet, Arjantin’e bir kez daha dönüyordum.

 

 

Yorum yok

YORUM BIRAKIN