Dünyanın Yerlisi
 

Yasemin Kadın

Akatlar İstanbul’un nezih semtlerinden biridir. Balkonunda oturur, kahveni içerken, o kadar sessizdir ki, bırakın arabayı, insan bile tek tük geçer.

Herkes yoğun bir iş gününden sonra evine geçmiştir, ailesiyle, sevdikleriyle vakit geçiriyordur.

Arada yürüyen birkaç insan ve sokak köpeği dışında tek gördüğün, sokakları ve evleri sarmalayan ve gözü yormayan sarı sokak ışıklarıdır. Bir de mevsim baharsa insanın içini dolduran yasemin kokuları.

Arkadaşımın giriş katındaki evinde oturuyorduk, yemekten sonra sigaramızı ve kahvemizi alıp keyif yapıyorduk. O kadar sessizdi ki biz bu sessizliği bozmaya utanıyor, o yüzden bazen hiç konuşmuyor, bazen de kısık sesle konuşuyorduk. Sokaktan kimse geçmiyordu, iyice sessizleşmişti.

Uzaklardan bir insan silüeti gördüm. Görüş alanımıza girdikçe, altmışlı yaşlarının sonlarında bir kadın olduğunu anladım. Bu kadının giyiminde, duruşunda, yürüyüşünde bir farklılık vardı. Yaklaştıkça gözüm daha iyi seçebiliyordu.

Saçı dağınık olan bu kadın üstüne bol kıyafetler giymişti. Kıyafetleri pis ve çamur içindeydi. Kendi kendine konuşarak yürüyordu. Kafamı biraz uzatınca kadının kendisiyle değil, ona eşlik eden iki köpek ile konuştuğunu gördüm. Köpekler ile bazen kısık, bazen de yüksek sesle konuşuyordu. Bizim hizamıza iyice yaklaşan kadın birden durdu. Köpekler onun aniden durduğuna şaşırıp ne olduğunu anlamaya çalışırken, kadın bize döndü ve bakmaya başladı. Birkaç saniye geçmeden elini kaldırabildiği kadar yukarı kaldırıp heyecanla sallamaya başladı.

‘Hayatım! Nasılsın?!’

Ben durumun şaşkınlığını atlatamadan arkadaşım devreye girdi.

‘İyidir hayatım, sen nasılsın?’

‘İyiyim ben de. Bizim çocukları gezdiriyorum.’

Çocukları köpeklerdi. Konuştukça bize yaklaşmaya başladı. Kadın hala bizi fısıldarken duyamayacak mesafede iken arkadaşım hızlıca ‘bu da bizim mahallenin çatlağı, köpekler ile kafayı kırdı’ dedi. Kadının çok normal olmadığını zaten tahmin etmiş, ‘çattık’ diye düşünmeye başlamıştım bile.

Kadın tam apartmanın avlusuna girerken bize baktı ve ‘bak şimdi köpeklere ne yaptıracağım’ dedi heyecanla.

‘Hadi gir, gir!’ diyerek köpekleri avluya sokmaya çalıştı. Kadın bunu söylerken neredeyse bağırıyordu. Köpekler biraz korkup geri adım attı. Kadın bize döndü ve heyecanla.

‘Bak nasıl biliyorlar girmemeleri gerektiğini! Ne kadar uslular’. Dedi.

Arkadaşımla sohbet etmeye başlayan kadın arkadaşıma ‘kızın nerde, sevebilir miyim’ dedi heyecanla.

Arkadaşım ‘şimdi uyuyor, yarın akşam görüştüreyim sizi. Uyandırmayalım şimdi’ deyip geçiştirirken kadın yaptığı gürültüden utanıp ‘Aaaa, çok özür dilerim. Ben onu çok seviyorum, kızım gibi. Sen de benim kızım gibisin’ dedi. Bunu derken kadının gözleri dolmaya başladı. Ağlarken avludaki yaseminlere yaklaştı, sanki onlara sarılacak gibiydi. Ama yaklaştıkça o kadar hassas davrandı ki, sanki o güzel çiçeklere dokunmaya kıyamıyordu.

‘Şimdi gideyim o zaman, yarın gelir kızını görürüm.’ derken arkadaşıma eliyle bir öpücük yollamaya kalktı, sonra vazgeçti. ‘Üstüm başım çok pis, sana böyle öpücük yollamayayım’ dedi üzgün bir sesle. Gözlerindeki yaşlar birden kurumuş, yerini acı bir tebessüm almıştı.

Giderken ‘bak yine şimdi köpeklere ne yapacağım’ deyip çocuklar gibi köpeklere doğru koştu. Birkaç kere köpeklere ‘otur’ komutu verdikten sonra köpeklerden biri oturdu. Gurur dolu gözlerle ve kocaman bir gülümsemeyle bize baktı.

Yavaş yavaş yürüyerek uzaklaşmaya başladı.

Gözden kaybolurken arkadaşım kadının hikayesini anlatmaya başladı.

‘5 sene önce bu kadının kızı hamile iken kanser oldu. Çocuğunu sapasağlam doğurduktan 3 ay sonra, 32 yaşında öldü. Çocuğunu Alman kocası aldı memleketine. Bu süreç doğal olarak kadını mahvetti, biraz aklını kaçırdı. Şimdi bu kadın burada tek başına yaşıyor. Çocuklarla, sokak hayvanlarıyla haşır neşir.’

Bunu duyunca birkaç dakika kendime gelemedim. O canından çok sevdiği sokak hayvanları, öpüp koklamak istediği arkadaşımın kızı ve dokunmaya kıyamadığı o yaseminler. Hepsi ona gencecik yaşta kaybettiği kızını, sevemeden başka bir ülkeye götürülen torununu hatırlatıyormuş meğerse. Biliyor ki, torununu senede bir, o da şanslıysa görebilecek.

Kızını da asla bir daha göremeyecek.

Bu kadın kaybettiklerinin ruhunu bu canlılarda görmeyi seçmiş…

Kadın bize doğru yaklaşırken yargılayıcı düşüncelerimden, kadın bizden uzaklaşıp hikayesini öğrendiğim zaman utandım. Uzaktan görüp ‘deli bu’ dediğim kadın, aslında o kadar acıyla yoğrulmuş, o kadar yaşanmışlıkla dolmuş ki, hepimizin kendimizi kaybedeceği durumda sevecek başka şeyler bulmuş.

Siz hiç bir şeyi dokunmaya kıyamayacak kadar sevdiniz mi?

Yasemin kadın sevdi.

 

Yorum yok

YORUM BIRAKIN