Dünyanın Yerlisi
 

York – Vikinglerden Vikinglere

Birleşik Krallık seyahatimde ziyaret etmeyi planlamadığım şehirlerden biri de York’tu. Daha önce ‘’Viking’’ dizisinde Vikinglerin yok ettiğini izlediğim York’u bir arkadaş ‘’mutlaka uğramalısın’’ diye tavsiye etti.

Ben de Glasgow’dan Cambridge’e giderken, yaklaşık 10 saatlik yolu tepmek yerine, yolun yarısında olan ve ziyaret etmek için harika bir fırsat yaratan York’ta bir gece geçirmeye karar verdim. Glasgow’dan yaklaşık 6 saatlik bir otobüs yolculuğundan sonra York’a vardım. Birçok kere yaptığım gibi, York’ta da bir son dakika hareketi ile (1 gün önce) Couchsurfing’den olası ‘’host’’lara baktım. Nispeten ufak bir şehir olduğu için, Manchester, Liverpool ya da Leeds kadar host olmasa da, birçok kişi önüme çıktı. Yaklaşık 10 kişiye yazdıktan sonra (referanslara, tecrübeye vs’ye bakıp), 1-2 saat içinde birkaç red, birkaç ‘’belki’’ cevabı aldım. Akabinde Paul isimli birinden olumlu bir mesaj aldım. Yarın müsait olduğunu, beni misafir etmekten memnun olacağını söyledi. Ben de teşekkür edip geleceğim takribi saati yazdıktan sonra Paul ‘’o zaman akşam yemeğini bende yeriz, ben bir şeyler hazırlayacağım’’ diyerek çok güzel bir jest yaptı.

York’a indiğimde neredeyse akşam olduğu için, evi tren istasyonuna yaklaşık 1 km olan Paul’a geçtim. Couchsurfing’de her zaman yaptığım gibi, Paul’la da yaklaşıp 1 saat oturup sohbet ettik. Sonrasında bir duş aldım ve 30 dakika kadar dinlendim. Bu esnada Paul yemeği hazırlayacağını söyledi ve yardım teklifime ‘’teşekkürler, ben hallederim’’ diye karşılık verdi.

Kapımı tıklatıp kibarca ‘’yemek hazır’’ deyip beni mutfağa davet etti. Güzel bir salata ve harika bir somon balığının bulunduğu yemeği afiyetle yedikten sonra çaylarımızı içtik. Bu esnada da Paul’un hayatından ve kendimin hayatından hikayeleri, tecrübeleri paylaştık. Paul eşi yaklaşık 4 sene önce vefat eden ve bundan sonra hayatını kendi istediği ve sevdiği şeyleri yapmaya yönelten, 60 yaşında bir İngilizdi. Hemen hemen tüm hayatını York bölgesinde geçiren Paul hiçbir zaman çocuk sahibi olmamış. Bizim önyargılarımızın aksine, 60 yaşında biri için oldukça sosyal, girişken ve aktif olan Paul benim için gerçek bir ilham kaynağı oldu.

Yemekten sonra biraz yürüyüş yapmayı planladığımı söylediğimde kendisinin de katılabileceğini hem bana York’u biraz gezdirmiş hem de spor yapmış olacağını söyledi. Ben de bundan zevk alacağımı söyledim ve dışarı çıktık. Soğuk olduğu için oldukça sıkı sıkı giyinip çıktığımız yürüyüşümüzde York’un ünlü katedralinden, çok ‘’fancy’’ (havalı) bir kafesine, kanalından Viking müzesine kadar birçok yerin yanından ve önünden geçtik. Her mekanda geçtiğimizde Paul oranın hikayelerini ve tarihlerini anlattı. Yolda yürürken Viking kıyafeti giymiş birkaç kişi görünce ‘’Vikings’’ dizisinden ve buranın Viking tarihini bildiğimden bahsettim. Paul’da burada büyük bir Viking etkisinin olduğunu ve Viking müzelerinin, Viking günlerinin ve festivallerinin olduğunu belirtti. Kendilerini gelip yok etmeye çalışan bir kültüre böyle bir bağlılık yaşadıkları için şaşırsam da, yargılamadan yoluma devam ettim.

1 saatten fazla süren bu güzel yürüyüş sonrasında eve geri döndük. Laptopumu alıp salonda biraz çalışmaya başladım. Bu esnada Paul’da ipad’i ile bir şeyler yapıyordu. Evindeki ‘’Alexa’’ isimli dijital asistanına müziği değiştirmesini söylemesini, yarının hava durumunu sormasını ve ışıkları kısmasını söylüyordu. Bu alet ile ilgili sohbetimizden sonra Londra’da aynısından kendime alacaktım.

Salonda oturduğumuz o an, sanki kendimi yıllardır birlikte yaşadığım biriyle, kendi evime oturuyormuş gibi hissettim. O kısık müzik, loş ışık ve huzurlu ortamda hiç buraya ilk gün gelmiş ve sadece bir gün kalacak bir ‘’misafir’’ gibi hissetmemiştim. Bu huzur duygusuna ve Paul’a bana böyle hissettirdiği için içten şükredip, ufak bir tebessümle çalışmama devam ettim.

Benden önce yatmaya giden Paul, iyi geceler dileyim odasına çekildi. Ben de yaklaşık 30 dakika sonrasında kendi odama çekilip güzel bir uyku çektim (evet, bu couchsurfing hostum bana kendi odamı tahsis etmişti).

Sabah erken uyanıp Paul’la güzel bir kahvaltı yaptık. Sonrasında ben gün ışığında bir yürüyüş daha yapmak istediğimi söyledim. Paul’da çalışacağını, istediğim zaman eve gelebileceğimi söyledi. Çıkıp daha güzel ve aydınlık havada kendime herhangi bir yön belirlemeden yürüdüm. Paul’la gördüğümüz birçok yerin dışında birçok sokağa girip çıktım.

Eve dönmeden tren istasyonuna gidip internet üzerinden ayırttığım biletimi alıp Paul’un evine döndüm. Bu misafirperverliği karşısında bir karşılık vermek adına süpermarket’te bulduğum ve favori biralarımdan olan ‘’Delirium Tremens’’ birasını aldım ve kendisine takdim ettim.

Paul’la bir daha görüşmek üzere vedalaştık ve tren istasyonuna doğru yolumu aldım. Bir sonraki durağım uzun süredir görmek istediğim güzel şehir Cambridge’di.

Ayrılırken York’a hiç beklemediğim bir ziyaret gerçekleştirdiğim ve en beğendiğim şehirler arasında girdiği için teşekkür ettim.

Yorum yok

YORUM BIRAKIN