Dünyanın Yerlisi
 

Yunanistan – Her Defasında Evde Hissettiğim Yer

Yunanistana daha önce 5-6 kereden fazla gitmişimdir. Bu seyahatimde ise Arnavutluk’tan girip Türkiye sınırından çıkacaktım.
Arnavutluk’tan başladığımız yolda sınırda durduk. Gümrüğü geçerken Yunanistan kısmında çantalarımızı kontrol etmek için indirdiler. Çantaları uzun bir metal masaya dizdik. Etrafta kimse olmadığı için birinin gelip çantalarımızı kontrol etmesini bekliyorduk. Sonra bir polis geldi ve ellerini otobüse doğru sallayarak çantalarımızı geri koyabileceğimiz işaretini yaptı. Hepimiz birbirimize baktıktan sonra kontrol edilmeyen çantalarımızla otobüse geri bindik.
‘’Yunanistan’a hoş geldim’’ diye kendi kendime gülümsedim.
Yunanistan benim her zaman ‘’evde’’ hissettiğim bir yer oldu. Bunun en büyük sebebi de bizim kültürümüze çok yakın olmalarıydı. Yunanistan’a ilk gittiğimde, yolda tanıştığım bir Türk çocuğun Yunan bir taksiciye gidip adres soruşunu hatırlıyorum. Taksici aynen bizim taksiciler gibi, son derece rahat ve özgüvenli bir tavırla, elini çocuğun omzunu atarak ‘’bak kardeşim şuradan gideceksin’’ dercesine eliyle gideceği yeri göstermişti. Sonra tabii ki gösterdiği yer yanlış çıkmıştı. O zaman demiştim ki, işte burası aynı bizim orası gibi. Sadece dil ve din farklı.
Yunanistan’a her gittiğimde de aynı düşüncem gitgide arttı. Bu esnada birçok Yunan arkadaşım oldu, birçok farklı şehirde vakit geçirdim. Bel altı şakalarımızdan hayata bakışımıza kadar, bu kadar benzer oluşumuz beni her zaman hayrete düşürdü. E bu kadar benzeyince, çok da iyi anlaştık genelde Yunan arkadaşlarımla.
Aynı sebeplerden dolayı genel olarak Akdeniz ülkelerinden gelenlerle (İtalya, İspanya, Portekiz, Yunanistan vs..) ve Latin Amerika ülkelerinden gelenlerle her zaman çok daha kolay anlaştım.
Bu ziyaretimde de aynı hisler içindeydim. İlk önce Selanik’e gittim. Daha önce gittiğim bu güzel şehirde iki gün kaldım. Otobüste giderken insanlar benimle Yunanca konuşmaya çalıştılar. Evinde kaldığım Yorgos hemen hemen tüm vaktini benimle geçirdi ve bana kardeşi gibi davrandı. Selanik’in deniz kenarındaki kafelerde, bizim tabirimizle tam bir ‘’Yunan gibi’’ uzun uzun oturup, frappelerimizi içip hiç bir şey yapmadık. Yürüyüş turuna katıldık, bir tavernada tıka basa yedik, Yunanca ve Türkçe şarkılar dinledik.
Vedalaşırken sanki kardeşimden ayrılıyormuş gibi hissettim.
Sonra bir gün Kavala’ya gittim. Bu ufak ve tatlı kasabada uzun uzun yürüdüm. Nikos isimli bir arkadaşımla akşam yemeği yedik. Hangi yemeklerde Türk mutfağı, hangi yemeklerde Yunan mutfağı daha iyi tartıştık. ‘’Aaa evet sizin tatlılarınız çok daha iyi’’ övgüsüne karşılık ben de ‘’sizin de deniz ürünleriniz harika’’ yorumunu yaptım. Daha önce görmediğim bu güzel şehirle vedalaşırken son durağım Alexandropouli’ye (Dedeağaç) gittim.
Burada da Suriye’deki savaştan kaçıp, 5 senedir Yunanistan’da olan Muhammed’in misafiri oldum. Birçok akranının aksine, buraya tam anlamıyla entegre olan, Yunancayı ana dili gibi öğrenen Muhammed’den çok etkilendim. Daha da çok, misafirperverliğinden ve iyi niyetinden etkilendim. Bu güzel şehirde gitmek istediğim bir yerden bir yere otobüse binmek yerine 2 saat yürümeyi, deniz kenarından gün batışının tadını çıkartarak gitmeyi tercih ettim. Güzel bir taverna buldum, afiyetle yemek yediğim, metal tastan şarap içtiğim.
Yunanistan’a 33 yaşında gelişim böyle geçti. Yeni insanlar, yeni tecrübelerle, fakat sanki hiç ayrılmamış gibi. Sonrasında da Türkiye sınırına yakın Yunan kasabası Kastanies’e gittim, sınırdan yürüyerek Edirne’ye geçtim.
Ve 1 aylık seyahatimin sonundaydım. Türkiye’ye girdiğimde bir araba yanımda durdu. Genç bir adam annesi ve babasını sınırdan almıştı.
‘’Bırakalım istersen’’ dediler. Bindim arabalarına.
Tekrar hatırladım, iki ülkenin ne kadar benzediğini. Özellikle de misafirperverliğe geldiğinde.
Yorum yok

YORUM BIRAKIN