Dünyanın Yerlisi
 

Zürih, İsviçre – Eski Dostlar

Kısa vakit geçirsem de, oldukça keyif aldığım Bern’den sonra sıra İsviçre’deki son durağım olan Zürih’e gelmişti.
Cenevre, Lozan ve Bern’de birer gün geçirsem de, Zürih’te iki gün geçirecektim. Yani şehrin tadını çıkartmak için daha çok vaktim vardı.
Burada iki gün kalmamın başka bir sebebi daha vardı. Burada yaşayan bir kaç eski arkadaşımla da buluşacaktım.
Birlikte geldiğimiz BlaBlaCar sürücümüz bizi (beni ve İtalyan bir çifti) Zürih merkezdeki tren istasyonuna bıraktı. Evinde kalacağım hostumun evine akşam gideceğim için, gün boyunca (Zürih’te ufak bir seminer verdiğim için, çantamı seminer salonuna bırakmıştım) Zürih’i dolaştım. İsviçre’nin ‘’en büyük’’ şehri olmasına rağmen, bir kaç saat içinde birçok yerini yürüdüm Zürih’in.
Pahalılığıyla ünlü Zürih o kadar da pahalı gelmemişti bana. Daha doğrusu, eğer bir restoranda yersen 15-20 euro civarı bir hesap ödüyordun. Ben de genelde bunun yerine süpermarket’e gidip birkaç croissant (ya da sushi) alıp bunu 2-3 euroyla hallediyordum.
Zürih gerçekten (gördüğüm tüm diğer İsviçre şehirleri gibi) güzel bir yerdi. Fakat Zürih’te daha fazla ruh hissetmiştim Cenevre’de hissettiğimden. Belki daha hareketli olduğundan, belki daha kalabalık olduğundan. Ama Zürih’e daha çok ısınmıştım.
Şehri gün boyunca gezdikten sonra evinde kalacağım hostumun, daha doğrusu hostlarıma doğru yol aldım. Bu sefer beni 2,5 yaşında bir kızları olan bir aile misafir ediyordu. Marcel Hindistan’lı ve Olga Ukrayna’lıydı. Couchsurfing’de tanışıp, evlenip, Marcel’in işinden dolayı Zürih’e taşınmışlardı. Daha önce de ailelerde kalmıştım, fakat küçük çocuğu olan bir ailede hiç kalmamıştım. 2,5 yaşında olan Sofya, şu ana kadar birçok uluslararası misafir gördüğü için hem çok sosyaldı, hem de İngilizcesi çok iyiydi. Ben de çocuğum olduğumda Couchsurfing’de insanları misafir etmeye devam edeceğime bir kez daha emin oldum.
Akşam hostlarımla sohbet ettikten, Sofya’yla biraz oynadıktan ve güzel bir yemek yedikten sonra iyi bir uyku çektim. İlk gün Zürih’i oldukça gezmiştim, o yüzden akabindeki gün biraz daha dolandım şehirde, biraz daha sindirdim gördüğüm yerleri.
10 senedir tanıdığım, AEGEE’de tanıştığım Zeus isimli İspanyol arkadaşım Zürih’te yaşıyordu. Zürih’e geldiğimi söyleyince görüşmeyi önerdi. Seve seve dedim.
Başka bir ortak arkadaşımız olan Alejandro’nun da burada olduğunu söyledi. Hep birlikte Zeus’un çalıştığı yer olan Google’da bir öğle yemeği için buluştuk.
Hem Google’ın ünlü ofislerinden birini görme, hem Google’un muhteşem kantininde (gerçekten, ne kadar farklı opsiyonları olduğuna inanamazsınız) yemek yeme, en önemlisi de uzun süredir görmediğimi iki arkadaşımı görme fırsatı yakaladığım, harika bir öğle geçirdim.
Alejandra 3 ay önce evlenmişti, Zeus’ta 3,5 sene önce evlenmişti ve şimdi iki çocuğu vardı. Hayattan, neler yaptığımızdan ve geçmişteki anılarımızdan konuştuk.
Öğle yemeğindeki sohbetimiz yetmemişti, akşam ayrıca tekrar buluşup, güzel bir Raclette (erimiş peynirim patates üstüne döküldüğü tipik bir İsviçre yemeği) restoranında sohbete devam ettik. Bu güzel akşamdan sonra eve dönerken geçmişteki güzel anıların getirdiği kocaman bir gülümseme vardı suratımda.
Zürih’teki son günümde yine uzun süredir görmediğim Delia ve Karin’le buluştum. Delia ve Karen İsviçre’liydi ve 5 sene önce İzmir’de tanışmıştık. Delia’yla arada bir kaç kere görüşmüştük, ama Karen’i 5 sene sonra ilk defa görüyordum.
Zeus ve Alejandro’yla görüştüğümüzdeki gibi, geçirdiğimiz bir kaç saatte tanıştığımız zamandan, o zamandan beri hayatımızda olan bitenden ve planlarımızdan bahsettik. Karen işinden dolayı bir süre sonra ayrılsa da, Liechtenstein’e tren saatime kadar benimle kaldı Delia.
Eski arkadaşlarla uzun süre sonra görüşmek benim için enteresan bir his, çünkü hayatımla ilgili yansımam yapmama vesile oluyor. O zamandan bu zamana yaşadıklarım, öğrendiklerim, edindiklerim üzerine düşünmemi sağlıyor eski dostları görmek. O zamandan bu zamana olanları düşündüğümde de doğal olarak duygulanıyorum. Bazı anıları özlemle anıp, şu anki halime şükrediyorum.
Delia kendi trenini benim trenime göre ayarladığı için ve platformlarımız birbirinden 10 metre uzaklıkta olduğu için trene bindiğimiz son ana kadar birlikte vakit geçirdik.
Önümüzdeki senelerde gerçekleştirmek istediğimiz üçer şeyin listesini yaptık. Ben çuvalla para kazanmak, daha çok seyahat etmek ve daha çok okumayı söylerken, o da gönüllü aktivitelerde daha çok yer almak, global politika hakkında daha iyi fikir sahibi olmak ve daha çok okumayı söyledi.
Son dakikaya kadar ayrılmadık Delia’yla. Artık vakti geldiğinde sarıldık. Sonra bir daha sarıldık. Sonra bir daha sarıldık.
‘’Arayı yine 3 sene açmayalım’’ diye sözleştik ayrılmadan. Ve vedalaştık, en azından şimdilik.
İsviçre maceram güzel bir şehirle, güzel dostları tekrar görerek ve Liechtenstein’a doğru güzel bir tren yolculuğuyla tamamlanıyordu. Eminim ki, bu ilk olsa da, son olmayacaktı.
Yorum yok

YORUM BIRAKIN